Ulubey'den Adıyaman İçin Kritik Çağrı: Vatandaşın Yaşam Kalitesi Öncelikli
Ulubey, Adıyaman'da yaptığı değerlendirmede, ekonominin iyi olduğu iddialarını bir kenara bırakarak, vatandaşların günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmesinin en temel sorun olduğunu belirtti.

Ulubey, Adıyaman'da yaptığı açıklamada, ekonominin iyi olduğu ve yaşam standartlarının yükseldiği iddialarını bir kenara bıraktı. En temel sorunun vatandaşların günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmesi olduğunu dile getirdi.
Ulubey, “Bir anne bebeğine gönül rahatlığıyla süt alabiliyor mu? Bir baba ay sonunu hesap yapmadan geçirebiliyor mu? Bir emekli insanca yaşayabiliyor mu?” sorularını gündeme taşıdı. Toplumun gerçek gücünün uluslararası itibardan önce vatandaşın yaşam kalitesiyle ölçülmesi gerektiğini ifade etti.
İnsanların tatil hayallerinden önce mutfağını doldurabilmek, faturalarını ödeyebilmek ve çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için mücadele ettiğini söyledi. “İnsanlar artık hayallerini değil, zorunlu harcamalarını hesaplıyor” dedi.
Uluslararası zirvelerin ülke görünürlüğü açısından önemli olduğunu belirten Ulubey, vatandaşın zihnindeki sorunun değişmediğini vurguladı. “Bu gelişmeler soframa, cebime, geleceğime nasıl yansıyacak?” diye sordu.
Deprem sonrası hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi veren binlerce insanı hatırlatan Ulubey, önemli bir konuya dikkat çekti. “Sadece evler değil, umutlar da yıkıldı. O tozun içinde insanların sağlığı, geleceği ve yaşam sevinci kayboluyor” ifadelerini kullandı.
En acı olanın yaşananların zamanla sıradanlaşması olduğunu dile getiren Ulubey, toplumun vicdanının yaralarını sararken ortaya çıkacağını belirtti. “Sorunlar görmezden gelindiğinde umutsuzluk büyür” dedi.
Ulubey, çözümün mümkün olduğunu vurgulayarak, güçlü bir ülke tanımı yaptı. “Güçlü bir ülke; vatandaşının karnının doyduğu, geleceğe güvenle baktığı, emeklisinin huzur içinde yaşadığı, annesinin bebeğine süt alabildiği, esnafının dükkânını açık tutabildiği ve afet yaşayan insanlarının unutulmadığı ülkedir” diye konuştu.
Son olarak, sorunların cesaretle konuşulması, ortak akılla çözüm üretilmesi ve insanın her politikanın merkezine konulması gerektiğini belirtti. “Bütün mesele ekonomik göstergeler değil, insanın kendini değerli, güvende ve umutlu hissedebildiği bir ülkede yaşayabilmesidir” dedi.
