Adıyaman'da İHD'den 40. Yıl Mesajı: Hakikat ve Barışta Israr
İnsan Hakları Derneği (İHD) Adıyaman Şubesi, kuruluşunun 40. yıl dönümünü Mimar Sinan Parkı'nda düzenlediği basın açıklamasıyla kutladı. Etkinlikte, derneğin 40 yıllık hak ve adalet mücadelesi vurgulanarak, 'Hakikatin Peşindeyiz, Barışta Israrlıyız' mesajı verildi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Adıyaman Şubesi, kuruluşunun 40. yıl dönümü dolayısıyla Adıyaman Mimar Sinan Parkı'nda bir basın açıklaması gerçekleştirdi. 'Hakikatin Peşindeyiz, Barışta Israrlıyız' başlığıyla düzenlenen etkinlikte, basın açıklamasını İHD Adıyaman Şube Eş Başkanı Av. Bülent Çınar okudu.
Çınar, İHD'nin 17 Temmuz 1986 tarihinde, 12 Eylül askerî darbesinin ardından insan haklarının ağır biçimde ihlal edildiği bir dönemde kurulduğunu hatırlattı. Derneğin 'İnsan onuru hiçbir koşulda vazgeçilemeyecek bir değerdir' anlayışıyla yola çıktığını belirtti. Hukukun askıya alındığı, işkencenin sistematik hâle geldiği ve ifade özgürlüğünün yok sayıldığı o döneme dikkat çekti.
İHD'nin mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler ile öğretmenlerden oluşan hak savunucuları tarafından kurulduğunu ifade eden Çınar, bunun yalnızca bir derneğin kuruluşu olmadığını vurguladı. Aynı zamanda korkuya karşı cesaretin, inkâra karşı hakikatin, cuntaya karşı demokratik hukuk devletinin, tekçiliğe karşı çoğulculuğun ve şiddete karşı barışın örgütlü bir ifadesi olduğunu söyledi.
İnsan hakları mücadelesinin herkes için adalet, özgürlük ve eşitlik arayışı olduğunu belirten Çınar, İHD'nin yalnızca hak ihlallerinin sonuçlarıyla değil, ihlalleri ortaya çıkaran siyasal ve toplumsal anlayışlarla da mücadele ettiğini kaydetti. Derneğin 40 yıllık tarihinin bu kararlılığın göstergesi olduğunu dile getirdi.
Açıklamada, 1990'lı yıllarda yoğunlaşan çatışmalı ortamın, güvenlikçi politikaların ve cezasızlık uygulamalarının Türkiye'nin yakın tarihinde derin yaralar açtığı belirtildi. Binlerce insanın yaşamını yitirdiği, köylerin boşaltıldığı, insanların zorla kaybedildiği ve faili meçhul cinayetlerin yaşandığı ifade edilerek, kayıp yakınlarının hakikat ve adalet mücadelesine dikkat çekildi.
Cumartesi Annelerinin, İHD öncülüğünde Galatasaray Meydanı'nda başlattığı ve yıllardır sürdürdüğü barışçıl oturma eylemlerinin kayıpların bulunması, faillerin ortaya çıkarılması ve cezasızlığa son verilmesi taleplerinin simgesi hâline geldiği vurgulandı. Çınar, hakikat ve adalet arayışının İHD açısından ağır bedelleri olduğunu, ancak bütün baskılara rağmen insan hakları mücadelesinden vazgeçilmediğini kaydetti.
Av. Bülent Çınar, insan hakları mücadelesinin insan onurunu koruma mücadelesi olduğunu ve bu mücadelenin hiçbir koşulda terk edilemez ve ertelenemez olduğunu belirtti. Bir ülkede gerçek demokrasinin, herkesin haklarının güvence altına alındığı eşit ve özgür bir düzenle mümkün olduğunu ifade etti.
Kürt meselesine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çınar, meselenin çatışma ve güvenlik politikalarıyla değil; demokrasi, hukuk ve barış temelinde çözülmesi gerektiğini savunduklarını söyledi. Savaşın ve şiddetin yol açtığı acıların sona ermesi için mücadele ettiklerini belirterek, toplumsal barışın kurulması ve eşit yurttaşlık temelinde ortak bir gelecek yaratılması için mücadele ettiklerini ve bugün de aynı inançla mücadelelerini sürdürdüklerini ifade etti.
İHD Adıyaman Şubesinin açıklamasında, barışın yalnızca çatışmaların sona ermesi anlamına gelmediği vurgulandı. Çınar, barışın adaletin, özgürlüğün, eşitliğin ve insan onurunun güvence altına alındığı bir yaşam düzeni olduğunu belirterek, 40 yıl önce olduğu gibi bugün de bu yaşam için mücadele etmeye devam ettiklerini söyledi.
İHD'nin kuruluşunun üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen insan hakları mücadelesini zorunlu kılan temel sorunların önemli bir bölümünün devam ettiğini ifade eden Çınar, hukukun üstünlüğü ve temel hakların güvence altına alınmasının demokratik toplumun vazgeçilmez koşulu olduğunu belirtti. Şiddet ve nefret içermeyen düşüncelerin suç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, farklılıkların toplumun zenginliği olduğunu ve eleştirinin demokratik yaşamın temel unsurlarından biri olduğunu dile getirdi.
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin İHD'nin temel çalışma alanlarından biri olmaya devam ettiğini belirten açıklamada; uzun süreli tecrit uygulamaları, mahpusların sağlık sorunları, hasta mahpusların durumu ve infaz hukukundaki sorunlara dikkat çekildi. İnsan onuruna uygun bir ceza infaz sisteminin kurulması gerektiği vurgulanarak, ağır sağlık sorunları bulunan mahpusların yaşam hakkının korunması ve gerekli koşulları taşıyan hasta mahpusların siyasi süreçlerden bağımsız olarak gecikmeksizin tahliye edilmesi istendi.
Türkiye'nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesine değinilen açıklamada, kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında gerçekleştirmek istedikleri barışçıl gösterilere yönelik müdahaleler eleştirildi. Bu müdahalelerin yalnızca toplantı ve gösteri hakkının ihlali olmadığı, kadınların eşit yurttaşlar olarak kamusal alanda var olma haklarına yönelik bir müdahale niteliği taşıdığı savunuldu.
Dünyada savaşların, çatışmaların ve otoriter siyasetlerin güç kazandığı bir dönemden geçildiğini belirten Çınar, Türkiye, Filistin, Ukrayna ve Yemen başta olmak üzere birçok bölgede yaşanan silahlı çatışmaların milyonlarca insanın yaşamını tehdit ettiğini ifade etti. Savaş politikalarının bedelini sivillerin, çocukların, kadınların, işçilerin ve emekçilerin ödediğini belirten Çınar, İHD'nin kuruluşundan bu yana savaşlara karşı barışı savunduğunu ve gerçek güvenliğin daha fazla silahlanmayla değil; adaletin, demokrasinin ve insan haklarının güçlendirilmesiyle mümkün olduğunu söyledi.
Türkiye'nin önünde Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü bakımından önemli bir fırsat bulunduğunu savunan Çınar, 1 Ekim 2024 tarihinde başlayan sürecin çatışmaların sona ermesi ve demokratik siyasetin güçlenmesi açısından önemli bir imkân yarattığını ifade etti. Silahlı mücadelenin sona erdirilmesine yönelik açıklamaların çatışmasız bir geleceğin kurulması bakımından değerli olduğunu belirten Çınar, kalıcı barışın yalnızca tek taraflı iradeyle sağlanamayacağını vurguladı. Devletin de demokratikleşme, hukuk ve insan hakları temelinde somut adımlar atması gerektiğini belirterek, toplumun ihtiyacının belirsizlik değil; güven veren, şeffaf ve demokratik bir yol haritası olduğunu söyledi.
Açıklamada, kalıcı barış ve demokratikleşme süreci kapsamında atılması gereken adımlar da sıralandı. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması gerektiği belirtilerek, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan düzenlemelerin demokratik toplumun gereklerine uygun hâle getirilmesi istendi. Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri sınırladığı savunulan mevzuatın kaldırılması veya uluslararası insan hakları standartları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi çağrısı yapıldı.
Kadınların, çocukların, işçilerin, emekçilerin ve toplumun bütün kesimlerinin eşit haklara sahip olduğu demokratik bir düzen kurulması gerektiği belirtilen açıklamada, barış sürecinin başarıya ulaşması için bütün tarafların eşit koşullarda sürece katılımının sağlanması, diyalog kanallarının açık tutulması ve toplumsal barışın önündeki engellerin kaldırılması istendi. Ayrıca, temel bir mahpus hakkı olarak nitelendirilen 'umut hakkının' siyasi süreçlerden bağımsız biçimde yasalaşması gerektiği savunuldu.
İHD'yi 40 yıl önce kuran hak savunucularının en zor koşullarda dahi insan haklarını savunmanın mümkün olduğunu gösterdiğini belirten Çınar, bu mirasın gelecek kuşaklara taşınması gerektiğini söyledi. Çınar, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: 'Hakikat, üzeri örtüldüğünde ortadan kaybolmaz. Adalet, ertelendiğinde değerini yitirmez. Barış, imkânsız görüldüğünde vazgeçilmesi gereken bir ideal değildir. Barış; geçmişle yüzleşmenin, eşitliğin, özgürlüğün ve ortak bir geleceğin birlikte kurulmasıdır. İnsan Hakları Derneği olarak 40 yıldır bu sorumlulukla yürüyoruz. Bundan sonra da yürümeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Sözümüz açıktır: Hakikatin peşindeyiz, barışta ısrarlıyız. İnsan haklarını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.'
